Dinle, Ey Kötülük


Eğer sen dokuz yüz yıl Hıristiyanlarla aynı topraklarda yaşamış, onlarla aynı müziği dinlemiş, onlarla kapı komşusu olmuş, onlara bayram ziyaretine gitmiş kişilerin torunu olsaydın,
Eğer sen Yahudileri Katoliklerin elinden kurtarıp ülkemize taşıyan Osmanlıların mirasını benimseseydin,
Eğer sen “gavurlar”ı aşağılayan, onlardan nefret eden, bilgisizliği ve yabancı düşmanlığını meslek edinen öğretmenlerin elinde yetişmesen ve “katli vacip olanlar” listesiyle büyütülmeseydin,
Eğer başörtüsünün İslam’da yeri olmadığını söyleyen Bahriye Üçok’a bombalı paket yollamasaydın,
Yazmaktan başka bir “suçu” olmayan Uğur Mumcu’yu öldürmeseydin,
Turan Dursun’u İslam’ı eleştirdiği için ortadan kaldırmasaydın,
Sivas’ta senin gibi düşünmeyen otuz yedi kişiyi yakarak öldürmeseydin,
En barışçı Ermeni’ye savaş ilan edip onu ensesinden vurmasaydın,
Başka dinden insanlara işkence yaparak ölümü reva görmeseydin,
sana yiğit denebilirdi.
Oysa sen tüm kötülükler gibi kalleşsin ve korkaksın. Bomba koyarak, baskın vererek, arkadan ateş ederek var olabiliyorsun. Bu yapılanların üstünü örten de sensin, silahı çeken çocuk da; katille resim çektiren de sensin, olan bitene göz yuman da.
Örneğin sen yüreği iyilik dolu bir imam olsaydın, Santoro cinayetini de, Malatya vahşetini de ehe öhü diyerek geçiştirmez, kılık kıyafet kanununu da hiçe sayarak, cübbenle sarığınla sokağa dökülür, bu yapılanın İslam dinine hakaret olduğunu söylerdin.
Sen insanlığı yüksek, kahramanca yüreği olan bir şair olsaydın, Sivas katliamından sonra katilleri alkışlamaz, Sivas’a Sırp uçakları mı gelseydi demezdin. Sen iyi bir katil bile olabilirdin, öyle bile olsan yaktığın kişilerin oteline “Madımak Kebap Evi” adını takmazdın. Sen iyi bir inanan olsaydın öldürülenleri suçlamaz, “Onlar da caminin önünde halay çekti” demezdin. A herzevekil! Mevlana dergâhta dans etti, sen iyi bir mahlûk olsan bunu bilirdin.
Sen iyi bir polis olsaydın “Kahrolsun insan hakları” diyerek yürüyüş yapmaz, sen bir adalet gücü olarak her yurttaşa eşit uzaklıkta durduğunu gösterir, yüreklere vulger bir sağcılığın eğitim merkezi ve hatta silahlı partisi haline geldiğin kuşkusunu düşürmezdin.
Sen iyi bir adalet bakanı olsan yüz kadar insanın öldüğü açlık grevlerini silahla sona erdirmez, onların dileklerine kulak verirdin, iyi bir adalet bakanı olsan savunduğun madde gerekçe gösterilerek insan öldürüldüğü için o makamı terk ederdin.
Sen iyi bir öğretmen olsan iyilik öğretirdin, nefreti değil. Anaokulu çocuklarının eline bile bayrak verip onları silahlı külahlı giydirerek selam çakmayı öğretmezdin.
Sen iyi bir anne baba olsaydın gözü açılmamış çocuğuna dinsel, devrimsel ya da ulusal bir simgeyi anımsatan isimler koymaz, onu dava için yetiştirmez ve yarattığın canavar Anayasa Mahkemesi’ni basıp insanlar öldürdüğünde hâlâ –evet hâlâ!- eserinle gurur duymazdın.
Dinle ey kötülük!
Senin tüm kötülük mercilerini tek tek saymayacağım. Kısaltarak söyleyeyim: Sen kadın ve erkek olarak, hırsız ve polis olarak, örgütlü ve örgütsüz olarak, yaşlı ve genç olarak her yere dağıldın, her zaman aramızdasın. Kolektif aklı ele geçirdin, sokak senin elinde, vicdanların üstünü perde ile örttün, yığınların kalplerini mühürledin. Sokağımıza faşizm olarak indin. Sana iyi ol denilemez. Sana yalnızca lanet edilir. Bu düşünce tarzının yok olması için dişe diş kavga etmek kadar haklı bir dava olamaz. Çünkü artık senin varlığın bir siyasal görüş olmaktan çıkmış, tarihteki benzerleri gibi insanlık değerlerimizi yok etmeye başlamıştır.


Radikal 2, 29 Nisan 2007

1 yorum: