"Şiir Gibi Parkları Olmalı Bir Şehrin..."



Zaman Yeli, Çizgili Sarı Defter, Sokakların Ölümü, Ay Şarkısı, Güvercine Ağıt, Kalenderiye gibi pek çok eserin yazarı olan Gürsel Korat, Ankara'da yaşamanın anlamını Hürriyet Ankara okuyucularıyla paylaştı.



Yağmur Çıklakalyoncu

Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsunuz?
- Yirmi sekiz yıllık Ankaralıyım.
Başka bir şehirde yaşamak istediniz mi? Mecburi olarak mı Ankara'da kaldınız? - -Bir ara İstanbul’da oturdum, ama İstanbul’a yerleşen her Ankaralı gibi Ankara’yı sayıkladım. Geri döndüm. Şimdi ara sıra da olsa, İstanbul’u sayıklıyorum.
Neden?

- Çünkü Ankara, içinden otoban geçen bir yarış pisti oldu. Ankara’da kentsel bir yaşam bilinci kalmadı. Sönük denebilirdi, iyice söndü. Ankara’da kaldırım yok; bu şehrin insanları kaldırımlara rasgele dağılmış olan pek çok engele toslayabilir, herkese, her şeye çarpabilir. Bütün araçlar istisnasız korna çalıyor, kaldırımlara park ediyor. Sokaklar dar, apartmanlar yüksek. Çok acayip! Bu şehir son yirmi yıl içinde gecekondulu olmaktan çıkıp kentkondulu oldu. Doğrusu gecekondulu hali mahzundu, bu hali sevimsiz görünüyor.
Ankara'ya dair aklınızda kalan küçük bir anı?

- 1982’de yaşanan korkunç hava kirliliği. O kış gördüğüm duman ve zifir, unutulur gibi değildi. Gaz maskesiyle dolaşan insanlar vardı.
Ankara'ya ilk defa ne zaman geldiğinizi anımsıyor musunuz? Ne görmüştünüz?

- 1972 yılında, çocukken, bana ışıl ışıl ve çok kalabalık gelen Opera meydanını ve çevresini anımsıyorum. Gençlik Parkı o zaman gerçekten başka bir şeydi. Treloybüsler… Taksi dolmuşlar… Yığınlar halinde karşıdan karşıya geçilen yaya kaldırımları… Çok medeni, çok eğitimli bir hali vardı Ankaralıların.
Ankara'da olmak sizin tercihiniz mi?

- Evet. Öte yandan, Ankara’nın çocuğumun eğitimi açısından da çok doğru bir tercih olacağını düşünüyordum, haksız çıkmadım. İstanbul’da en çok bunun kaygısını yaşamıştım. Bunun dışında benim edebiyat dünyamın merkezi Kapadokya olduğu için oraya yakın olmak bana her zaman çok iyi gelmiştir. İstanbul’dayken kendimi Kapadokya’dan çok uzaklara sürülmüş hissettiğimi saklamayacağım. Bir de iklim; ben kara çocuğuyum, öyle aklına estikçe poyraz estiren İstanbul Boğazı’nın kaprislerine katlanamazdım.
Mesleğiniz açısından değerlendirirsek Ankara'da yaşamak avantaj mı, dezavantaj mı?

- Sinema ve senaryo dünyasına uzaklık bakımından pek avantajlı değil burası. Yazarlık söz konusu olduğunda aynı şeyi söyleyemem, çünkü yazarın ihtiyacı mekân değil, bir düşüncedir. Ankara bir yazar için avantajlıdır veya değildir denemez.
Ankara'da yazar olmak zor mu, kolay mı?

- Hiçbir yerde yazar olmak kolay değildir. Çünkü yazarlık başkalarına ihtiyaç duymadan eyleme girişmektir. Dolayısıyla zorluksa her yerde aynı zorluk vardır.
Ankara'da olmanın ne gibi farklılıkları var? Yani örneğin İstanbul’da olsam şöyle olabilirdi, ama Ankara'da şöyle oldu dediğiniz şeyler oluyor mu?

- Olmaz mı? Ankara’da bir vapur keyfi yoktur örneğin. Anıtsal yapılar, imparatorluktan kalma eşsiz binalar göze çarpmaz. Mutfağı da pek parlak değildir Ankara’nın. Mutfağı iyi olan bir iki içkili lokantanın da gece 12 olmadan kapanması ise çok tuhaftır. Ankara düzenli uyur uyanır. Ankara’da benim için şu çok özel bir şeydir: Eymir ve çevresinde yürüyüşe çıkarım, İstanbul’da olsam böyle sessiz ve tertemiz alan bulamazdım. İstanbul’da en zor iş sağlıklı olabilmektir. Yalnızca bedensel değil, ruhsal ve düşünsel sağlıktan söz ediyorum. İnsan parasal yönden yükseldikçe İstanbul’u farklı görür. Ama o durumda İstanbul’da sürekli yaşamanın da bir anlamı yoktur.

ŞİİR GİBİ PARKLARI OLMALI BİR ŞEHRİN

Ankara'nın sanata bakış açısı sizce istenilen düzeyde mi?
- Ankara’da devletin kurumları sanatsal bakımdan önde. Bu da bir tür konservatif yapı gibime gelir. Belediye sanattan nefret ediyor, tiyatrosu yok. Operanın, balenin, senfonik müziğin dışlandığı bir kültür iklimi, kimin neyi ne düzeyde istediğini belli ediyor. Bu şehirde üniversiteler kültürel etkinlik denince konserden öte bir şeye çok zor yöneliyor. Ankara’da şairlerin matineleri, edebiyatçıların toplantıları neredeyse kalmadı. Böyle bir başkent olmaz. Şiir gibi parkları olmalı bir şehrin, resim gibi binaları, kitap gibi kaldırımları olmalı. Aklı önde olmalı bir başkentin; müzeleri çok olmalı, heykelleri sevimli ve çocuksu olmalı. Sanattan nasibini almamış olanlar yayalara önem vermez; sokağa çıktığında hiçbir aracın yaratacağı tehlikelerden korkulmayan bir şehirde yaşamayı çok isterdim. Ankara’yı işbilmez bir kooperatif başkanının eline düşmüş konut yığınına benzetirim ben. Bu şehir sanatla doğru bir ilişki kurmuyor, her şey konut yapımına göre ayarlı. Konut çoğalıyor, yeşil alan yok ediliyor; araç çoğalıyor, köprüler için şehir köstebek yuvaları gibi eşiliyor. Bu ülkenin başkenti, sanatla gerçek anlamda bir bağ kursa Ulus’ta Cumhuriyet’le birlikte biçimlenen neo klasik mimariyi korurdu ilkin. Kızılay’daki o devasa binaları yapmaz, Kale ve çevresini dünya ölçeğinde sevimli bir turistik şenlik alanı haline getirirdi. Bu şehrin kalesi, dünyada yalnızca daha iyisi Atina’da bulunan bir Akropolis’tir. Aman yıksınlar eski binaları, iz kalmasın, rant cehennemi haline getirsinler orayı bakalım. Aman halkın çıkarına bir şey olmasın.
Kitaplarınıza konu olan ya da güzelliğiyle sizi etkileyen başka şehirler var mı?

-Orta Anadolu benim kitaplarımın merkezidir. İstanbul’u da yazdım, Roma’yı da; pek çok şehirden etkilendim. Floransa eşsizdir örneğin; Venedik, Luzern, San Remo, Ohri veya Santorini insanı şaşkınlıklara sürükler. Ama ben yine de Kapadokya’yı hepsinden çok severim. Orayı bir estetik varlık olarak yeniden kurmanın peşindeyim. Şüphesiz, Ankara’yı da yazdım. Bu şehri, heykelleriyle anlattığım bir öykü var, Ay Şarkısı adlı romanımda Ankara’da geçen bölümler yer alır. Yani Ankara hakkında çok yazanlardan sayılabilirim aslında.
Ankara bir yazara ilham kaynağı olabilecek bir şehir mi?

- İnsan şehirlere bakarak, resim yapar gibi yazmaz. Yazar şehri istemese de içinde damıtır ve kâğıda düşürür. Öte yandan Ankara neden ilham kaynağı olmasın? Tüm şehirlerimiz gibi kadim bir tarihi yok mu? Burası Hitit, Yunan, Frigya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı tarihinin izlerini taşımıyor mu? Cumhuriyet tarihiyle yaşıt bir modernliğin simgesidir bu şehir, nasıl ilham vermez? Kötüye kullanılması bile ilhama yeter.

Hürriyet Ankara, 11.04.2008

0 yorum: