Suçluyorum!



Gürsel Korat

İttihatçıların başı Enver’in Sarıkamış’ta doksan bin askerimizin ölümüne neden olmasını bugüne kadar kınayan bir devlet büyüğü görmedim. Hayatları hiçe sayan, kerameti kendinden menkul bu acımasız adamı hem kınıyor, hem suçluyorum!
Budur bugünkü mücrim halimizin ilk sebebi; suçluyorum!
Her mahallede bir milyoner yaratmayı siyasal program haline getiren Celal Bayar’ı; köylünün evindeki tencereyi ve hatta kazanı bile yol vergisi adı altında, hem de onları döve döve toplatan İsmet İnönü’yü suçluyorum.
Zenginlerin her eleştiriyi “servet düşmanları bunlar” yaygaracılığıyla püskürtmesini, onlara yağcılık için yasalara “solcusavar” yasa maddeleri ekleyen siyasileri suçluyorum. Zenginlerin halka şirin görünmek için dini istismar etmelerini, cami yaptırmalarını suçluyorum. Zenginler eliyle kurulan derneklerde vaiz takımının yağcılık ve fırsatçılık kapısını boş koymayıp “komünistlerin hiçbir ahlâk tanımadığını, onların düzeninde tüm evlerin kerhaneye döneceğini” söyleyerek din propagandası yapmalarını, bu derneklerden yaratılan cemaat önderlerini, onların eliyle kurulan okulları, bunların devlet katlarına yüceltilmelerini suçluyorum.
1946’da Missouri zırhlısını bayram şenliğiyle karşılayıp İstanbul kerhanelerinde temizlik denetimi yapanları suçluyorum. 1968’de Altıncı Filo’yu protesto eden solculara kurşun sıkan polisi, onlara saldıran Milli Türk Talebe Birliği öğrencilerini suçluyorum.
Bu ülkede bütün yasakları solculara göre düzenleyen, her türlü dinsel ve milliyetçi fanatizmi serbest bırakan, din okullarını, kuran kurslarını, tarikatları kutsal bir şerbetle yıkayıp çoğaltan siyasal iktidarları suçluyorum.
“Kahrolsun insan hakları” diyerek yürüyen polisi, solcu öldürmekte mahirleşmiş timleri, tüm ülkenin güvenliğinden sorumlu olduğunu unutup yandaşlarının –katil de olsa- dostu gibi davranmaya şartlanmış güvenlik görevlilerini suçluyorum.
Duvarlara kanımız aksada zafer islamın yazan, da’yı ayırmayı bilmeden vatan kurtarmaya kalkanları suçluyorum. Alınlarına şehitlik bantları takıp Marx posteriyle yürüyen sahte solu suçluyorum.
12 Eylül’den önceki çatışmaları din savaşına dönüştüren karanlık ve derin güçleri, çeşitli şehirlerde yaratılan mezhep çatışmalarının mimarlarını suçluyorum.
1993’te Sivas’ta insanları diri diri yakan alçakları ve bunların “tahrik oldum” diyerek savunma yapmaları karşısında “siz de halkı tahrik etmeyin” diyerek solcuları dava edenleri suçluyorum.
Ülkemizi, Pakistan’a kadar uzanan yeşil kuşağın bir parçası kılanları, Pakistan’ın darbecilerine kardeşim diyerek sarılanları, faizsiz bankacılık sistemi getirdiklerini iddia eden bankaları ülkemize taşıyarak, alternatif bir İslami siyasal sistem varmış gibi kafa karıştıranları ve her türlü anti laik eylemin yolunu açan Turgut Özal’ı suçluyorum.
"Bireyler laik olmaz, devlet laik olur" diyen Özal’ın peşinden giden ve onu taklit eden Recep Tayyip Erdoğan’ı suçluyorum.
İnsanlar ister laik ister dindar olsun, birbirleriyle günlük hayat ilişkileri din dışı referanslara göre düzenlenmezse, orada din faşizmi vardır. Okullara, devlet dairelerine ve hastanelere mescit açanları suçluyorum! Oruç tutmayanları hesaba katmayan ve Ramazan’da oruç tutmayı zorunlu hale getiren devlet kuruluşlarını ve onların yemekhane yöneticilerini suçluyorum. Bir gösteri, bir miting yapar gibi caddelerde Cuma namazı kılan, oruç tutmayanı döven ve hatta öldüren, açık gezene kem gözle bakan kim varsa suçluyorum.
Okullara zorunlu din dersi koyanları suçluyorum. Vicdanları kendi bildiği bir dinle eğitmeye kalkan, camileri ve dinsel kuruluşları din için yeterli görmeyip, dini devletin okullarına sokan ve sonra da başörtüsüne savaş açanları suçluyorum.
Bu ülkede devlete bağlı bir diyanet kuruluşu olmasını, bu kuruluşun bütün bilimsel mercilerden daha etkili ve yetkili kılınmasını suçluyorum. Bir devlet kuruluşunun dinsel fetva vermesini laik devlet ilkesine ters düşmediğini savunan ceberrut toplum mühendislerini suçluyorum.
Bu toplumu, kendini bir birey gibi algılamaktan aciz, itaat etmeye mecbur kılınmış, otoriteye ruhunu teslim etmiş bir sürüye çevirdikleri yetmezmiş gibi, sürüler halinde giyilen tek tip kıyafeti özgürlük simgesi haline getiren tüm siyasi projeleri suçluyorum.
Suçlamanın artık geçip gitmiş olan bir şeyi değiştirmeyeceğini bilmenin öfkesiyle suçluyorum.
Ve nihayet ey toplum mühendisleri, akil münasebetsizler, 12 Eylül’ün ayetler okuyan paşaları sizi suçluyorum.
Şehirleşmiş toplumun köy cemaatleri, köylü kılığının ceberrutları, bilimin düşmanları, kadınların başını her ne pahasına olursa olsun açmak veya kapatmak isteyen pazarlık ustaları, siz asla göründüğü gibi olmayanlar, olduğu gibi görünmeyenler, hepinizi suçluyorum.
Buyrun, eseriniz artık Türkiye’nin sathına yayılmıştır, bu eseri yaratırken kıydığınız solun hesabını ödeyemeyeceğinizi bile bile suçluyorum.

1 yorum: