12 Eylül'ün Otuzuncu Yılında Bir Anı




Gürsel Korat

1980 yılında bir araba içinde bekletilip, “ekiplere” devredilmeyi beklerken, elinde sten tabancalı, o z amanlar “Fruko” dediğimiz toplum polislerinden biri, kulağıma eğilip, merakını gidermek isteyen bir sesle fısıldadı:


“Doğru söyle, size Rusya’dan kaç para geliyor?”

Bu soru emredici değil, gerçekten merak dolu, saflık kıvamında, aptalca bir soruydu şüphesiz; bu nedenle içimden yükselen aşağılayıcı gülmeyi zapt edemedim! Hem öyle güldüm ki, can pazarından yeni çıkmış, işkenceden morarmış arkadaşlarım da bu gülmeden etkilendi; o ruhu yaralılar güruhu, içlerinden birinin kendinden geçerek güldüğü o şeyi anlamadan, belki sırf destek olsun diye, belki de çok komik bir şeyi öğreneceklerini bilmek beklentiyle güldü. Benim gülmem, giderek “satılmışlık” iddiasına nasıl karşı koyacağım fikriyle acılaştı, fakat onlar gülmeye devam ediyordu.

Hiç sulandırmadım, “Satılık değiliz biz” dedim, bana soruyu soran polis, benim cevabımdan çok, gülmemize bozulmuştu. Belki de böyle gülmemizi suçlu olmamıza bağlamış, o akşam etrafındakilere bizimle ilgili olarak uyduracağı hikâyenin ilk cümlesini kurmuştu.

Yanındaki polis atıldı:

“Söyleyin, hanginiz benim evime bomba koydunuz?”

Doğrusu, ben işkence için tutulduğumuz yerdeki polisleri seslerine göre sınıfladığım için, bu soruyu soranın, kulağıma eğilip iğrenç sözler fısıldayan, osuruğunu burnuma denk getiren kişi olduğunu o anda anladım. Evine bomba konulan bir polisin varlığından falan da haberim yoktu, adamın yüzüne şöyle bir baktım, ne kadar sıradan ve bayağıydı! Bana Rusya’dan ne kadar para aldığımızı soran polis, onun yanında melek huzuru içindeki çocuklara benziyordu.

Hayali bombacıyı arayan polis bağırdı:

“Siz de erkek misiniz, söylesenize ulan!”

Polisin bu tavrı, zaten iyiden iyiye bozuk olan sinirlerimizi germiş olmalı ki, homurdanmalar oldu. Nedenini bilmediğim bir sükûnetle adama baktım, “Benden kork!” dedim; “Senin evine bomba koyan kimdir bilmem ama elimden şu kelepçeler çıkarıldığı ve serbest kaldığım ilk gün, gözü bağlı adama küfretmenin ve onun burnuna osurmanın cezasını ödeteceğim sana!”

Benimki kof bir gözdağıydı, hiçbir şey yapacağım yoktu, öfkeyle böyle söylüyordum, fakat etkisi hiç ummadığım kadar büyük oldu, onu tanıdığımı anlayan polisin gözlerindeki endişeyi o gün bugündür unutmuş değilim, kendisini nasıl koruyacağına dair bir yığın gevezelik etti, sonra da “Vatan haini!” diye bağırdı bana.

Ben de, “Sermayenin köpeği. Satılmış!” dedim.

Polis sapsarı oldu, arabadan çıktı, tartışmanın neden böyle küt diye kesildiğini anlamakta zorlansam da, devir teslim işleri araya girdi, yeni bir sorguya girdik, orada meseleyi anladım.

Bizim polis, evini bombalayan kişinin ben olduğumu, onu tanıdığımı, hayatına kast ettiğimi söyleyerek amirlerine beni şikâyet etmiş.

Polisler yüzünden kahkahalarla güldüğüm ikinci olay o gün başıma geldi: Meğer o polise “Satılmış” diye bağırdığımda, tesadüfen adını söylemişim. İçime bir acılık çöktü, düşündükçe o günün kekre havası hâlâ burnumu sızlatır.

0 yorum: