Rüya Körü Yayımlandı


Doğu Roma İmparatoru Manuil Komninos'un çağında, İstanbul'un tarihi yarımadasındayız.

Bir adam, rüya gördüğünü sanarak gerçekliğin bir bölümünü görmektedir.Gördüğü şeyler yalnızca gelecek zamandaki küçük anlardır. Ne yazık ki bu nedenle başına belayı almıştır.

Bir başka adam uykusunda geçmiş zamandan başka bir şey görmemektedir.
Oysa onun tutkusu yalnızca geleceği görebilmektir.
İki adam, buluşur fakat birbirlerine faydaları dokunmaz. Çünkü bu kez ya geçmiş ya gelecek arasında bölünerek şimdiki zamanı kaybettiklerini anlamışlardır.

Şimdiki zamanı olmayanların macerasıdır bu. Baba ile oğul olarak bölünenlerin, âşık ve mâşuk olanların, yalnızca alanların ve yalnızca verenlerin, muktedirlerin ve muktedir olmayanların.

Roman şimdiki zaman yaşanmaya başlandığında sona erecektir.

Gelecekte olan biteni anlayarak ilerliyoruz bu romanda. Fakat anladığımız her şey geçmiş oluyor. Bunların hepsini ise şimdi yaşıyoruz.

"İstanbul'u anlatmayan yazar İstanbul'u anlattı sonunda" denecektir; çok güzel, ama bütün her şeyi Selçuklu'ya İstanbul'dan bakmak için anlatmadığımı kim biliyor?


Gürsel Korat



Monogramlar


Gürsel Korat

* Bir yazarın yazdıklarından vazgeçebildiği ölçüde yaratıcı olacağı kabul gören bir yargıdır. Yazdığı metne taparcasına bağlı kalan ve değiştirmeyen yazarların “duyguları” değil “duygularını” gösterdiği açıktır. Neden yazdıklarını değiştiremedikleri anlaşılır ama bunu onaylamak gerekmez.


* Melih Cevdet, “Şair sözü akılla duyguya çevirir” derdi. Şairin “duygu insanı” değil, “akıl insanı” olduğunu ısrarla belirtirdi.
Roman için de aynı tezi kullanmanın bir sakıncası yok. Hatta şu eklenmeli: Yazar, metnini kurarken, hem kendinin, hem başkasının “gözünü” kullanmışsa duyguları doğru yazabilir. Yoksa sadece kendi duygularını kavramış ve yazmış olur.


*Bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğim şeyi arkasından söylemem. Eleştiride de ölçüm aynıdır: Edebiyatta düşmanlık eden saldırganlığa çok kızarım ama beğenmediğim şeyi edep ölçüleri içinde ilgilisine söylerim.


*Hiçbir yazar "beklenen yazar" değildir. Beklenen yazar bir tür Godot olduğu için, ne kadar beklenirse beklensin, gelmez. Yahut çoktan gelmiştir de okur-eleştirmen-iktidar blokunda yankı bulmamıştır. Devran değişir, beklenmeyen yazarın zaten çoktan orada olduğu anlaşılır. Bu aslında gelmemektir; bekleyenlerin gözünde durum ve anlam değiştirmektir yalnızca.


*Sanat ve edebiyatla insan ulusları değil insanları öğrenir. Bir sanatçı çocuk şarkısı yazsa, başka bir ülkedeki çocuk bu şarkıyı seslendirse, başka bir ülkedeki çocuk da bu müzikle uyusa, burada bizi etkileyen şey, müzik olur. Ama bunlar dinsel ve ulusal kimlikler vurgulanarak yapılsa, yani “Yahudi sanatçı beste yaptı, Müslüman çocuk şarkı söyledi” gibi laflar edilse, kimse müziği işitmez bile.

Sanat ve Emek


Gürsel Korat

Sanat yapıtının değeri üzerindeki soyut emekle ölçülemez. Bunu, bir sanatçıyı eleştirirken "Hiç değilse emeğine saygı duyulmalı" diyenlere itiraz amacıyla yazıyorum. Çünkü her sanat yapıtının üzerinde yoğun bir emek vardır ama bu o yapıtı değerli kılan başat unsur değildir.
Sanat yapıtı, değerini, sanatsal tarihin birikimini damıtmasından ve kendine özgü oluşundan alır. Emek, bunun olmazsa olmazıdır. Bir sanat yapıtını çok emek içerdiği için övmek onun beceri ve zenaat yönünü kutsamak olur. Bu, övülen yapıtın hiçbir yenilik getirmediğini, sanatın birikimini damıtmadığını ve kendine özgü olmadığını söylemekle birdir.
Sanat yapıtı eleştirisinde salt emek övgüsü yapmak, o yapıtın zımnen değersiz olduğunun ilanıdır.