İki Rüya Arasında İstanbul


Yağmur Elif Kayhan

Yıllardır Kapadokya merkezli bir edebiyat yapan, bölgenin tarihini, merkez dışında kalan yaşantılarını, farklı unsurlarını, dahası dilini yazıya aktaran ve zamanın izini coğrafyada süren Gürsel Korat’ın yeni romanı Rüya Körü bir İstanbul romanı. Rüya Körü Bizans İstanbul'unda gelecek zaman rüyaları gören tarih yazıcısı Stefanos ile geçmiş zaman rüyaları gören ve imparator olmak isteyen Andronikos’un buluşmalarını Selçuklu ve Bizans ekseninde anlatıyor.


Bizans İstanbul’una konuk gelen Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ı, Ayasofya’da yapılan heybetli düğünleri, At Meydanı’nda şimdi olmayan sütunlardan uçmaya çalışanları ve bütün bunları yazan tarih yazıcısı Stefanos’un başından geçenleri anlatan Rüya Körü’nü tarih içinde macera romanı olarak okumak da mümkün.


Yazarın İstanbul’un Türkçe romanda pek de yazılmamış bir dönemini ele alması bile başlı başına bir tercihi gösteriyor. Yazarın “bize” ait olmadığını düşündüğümüz Doğu Roma’yla ilgilenmesi yabancı bir şeyi seçtiğini düşündürtse de daha romanın ilk sayfalarında bir Selçuklu beyinin oğlu olarak Bizans başkomutanı Yannis Aksukos’la karşılaşınca bunun doğru olmadığı anlaşılıyor. Selçukluları Rum Sultanlığı şeklinde anan yazarın, tüm tarihi tezlerin dışında bir yerden konuşması, Türkçe roman açısından görülmedik ölçüde sert bir kırılmadır. Rüya Körü’nün Roma ile Selçuklu arasındaki öncelik sonralık ilişkisini, Freud’dan öteye geçerek bir baba oğul çatışmasına ve hatta bir baba düşmanlığı hikâyesine çevirmesi, ancak derin ve çok katmanlı yapıtların becerebileceği bir haldir.


Rüya Körü, bildiğimiz önermeleri alt alta yazarak, bildiğimiz ve “biz” saydıklarımızla bir yere varamadığımızı, tam tersine “biz”le ilgili bir çıkarım yapacaksak, bunun bildiğimiz şeyin dışında olduğunu anlatıyor.


Geçmiş ve gelecek olmazsa şimdi’nin olmayacağını fark eden Stefanos’un anlattıklarıyla biçimlenen roman, “şimdi”nin süreğen bir unutuşla yaralandığını gösteriyor ve hatırlamanın önemini çok veciz bir anlatımla ortaya koyuyor.


İnsan daima unutur. Çünkü süreğen olarak geçmişte veya gelecekte duramaz. Yapabildiği tek Tanrısal eylem, hatırlamaktır.


Üstelik şimdiki zaman gelip geçiciliğiyle basit hazları da çağrıştırmaktadır. Aslolan vazgeçilmeyecek bir hazdır. Stefanos ömrü boyunca vazgeçemeyeceği aşkı aramış, hep onun peşinden gitmiş, bunu yaparken belki de sevme ve sevilme olanaklarını elinden kaçırmıştır. Şimdiki zamanının olmadığını kendisinin hep gelecekte yaşadığını anladığında aşkı bulamayacağını da anlamıştır:


“Sevilmeyen kişinin şimdisi yoktur” diyordu; şimdiki zaman denen şeyin, bütün geçmişiyle birlikte yansıyan ‘o an’ olduğunu söylüyordu: Birikmiş bir hayat olmadan yaşanan an açıklanamazdı.


Gürsel Korat, romanlarında zamanı, mekânı ve büyük tarih algısını oldukça farklı kullanan bir yazar. Bu romanında zamanın akışıyla rüyayı, rüyalarla geleceği birleştiriyor ve Rüya Körü’nde hikâyesinin gelecek bölümlerinde olacakları anlatarak ilerliyor. Bu durum şaşırtıcı biçimde olayların gerilimini azaltmak yerine, pek çok olaya inanılmaz bir derinlik ve hız kazandırıyor!


Romanın zaman kavramıyla ilgili ortaya koyduğu en çarpıcı şey hem estetik hem de metafizik bir imkân olarak gelecek ve geçmiş üzerine söyledikleridir. Romanda Stefanos’un ağzından kaderin tanımlandığı şu cümle hayret uyandıracak cinstendir: “Kader diye bir şey yok. Kaderin olabilmesi için gelecek zamanın ve şimdinin iç içe yaşanması gerekirdi.”


Bu, çocukluğundan beri hep rüya gördüğünü zanneden ama bir gün, gördüklerinin gelecek zamana ait küçük zaman dilimleri olduğunu anlayan Stefanos’un hikâyesidir. Fakat gece ve gündüz gibi, gelecek zaman geçmiş zamanı gerektirir. Romanda Stefanos’un aksi /zıttı olan Andronikos, yalnızca geçmiş rüyaları gören bir kişidir ve bu ikisinin macerası, şimdi’nin yokluğunda sürüp gider. Roman şimdiki zamanı gördüğümüz yerde sona erer. Bu bir bakıma rüyayı gördüğümüz andır.


Bütün iyi sanat yapıtları çok katmanlıdır; Rüya Körü, katmanlarını fark ettikçe insan zihnini açan, buluşlar yaptıran bir roman. Üstelik bunu hiç de öyle süslü ve abartılı sözlere, gizemli açıklamalara başvurmadan yapıyor. İnsan, gözünün önünde duran bu açık seçiklik ve derinlik karşısında, insanı boyutları nedeniyle çarpan büyük bir manzara önüne çıkmış gibi sarsılıyor.


Böylece zaman üzerine, bir önceki romanı Kalenderiye’de döngüsel zaman tarifiyle aklımızı döndürdüğü yetmiyormuş gibi, bu romanında tüm zamanların iç içeliğini aklımıza sokan yazarın enteresan yazarlık yolculuğuna tanık oluyoruz. Yazar, bize hiçbir metafizik hakikatin cevabını vermiyor, yalnızca metafizik hakikatler icat edip onların sorusunu ortaya atıyor.


Türkçede Rüya Körü adlı bir roman yazıldığı için, okurun ne kadar şanslı olduğunu, romanı okumadan anlamanın imkânsız olduğu çok açık.


Gürsel Korat, salt bu romanıyla bile edebi yapıtlarında önemli yenilikler yapmış yazarlar sınıfına girmeyi hak ediyor.


Zaman Kitap. Sayı 59, 6 Aralık 2010

0 yorum: