İTİN KAVURGA YEDİĞİ


2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta insanları bir otelde sıkıştırıp namertçe yakanların, bu yangını çıkartanların, onların avukatlığını üstlenenlerin, din hamasetiyle ortalığı birbirine katanların, sola tahammülsüz katillerin, bu toplumu din hızarından ve ateşinden geçmiş homongoloslar cehennemi haline getiren devletin yaptığı son “Madımak Atağı” oteli yakanla otelde yananların adının birlikte anıldığı bir vitrin düzenlemek oldu.

Bu mantıktan hareketle Hiroşima ve Nagazaki’ye bomba atan pilotun anısına Hiroşima’daki parka plaket çakılabilir, çünkü o “emir kulu vatandaş” da sonuçta bir mağdurdur. Maraş katliamında birçok kişiyi katleden ama her nasılsa serseri kurşunlara hedef olan birkaç katil için Maraş’ta anıt dikilebilir. Rusya’yı, Fransa’yı, Çekoslavakya’yı, Balkanları işgal eden Nazi ordusunun tüm ölüleri ve bunların başlarındaki komutanlar için meçhul asker anıtı dikilebilir; onların bütün işgal mağduru halklar tarafından saygı duruşuyla anılmasında bir sakınca yoktur. Herhalde Aztek, Maya veya İnka uygarlıklarını yok eden Portekizliler ve İspanyollar dikensiz gül bahçesine girmemişti; kendilerini savunan o halklar tarafından öldürülen Portekizli ve İspanyol korsanlarının mağduriyetini de akla getirmeliyiz. Kızılderililer tarafından öldürülen zavallı beyazları saygıyla anmalı ve hele hele Afrika’dan topladıkları köleleri Amerika kıtasına getirirken fırtınaya tutularak batan haydut gemisini ve personelini asla unutmamalıyız. “İkiz kulelere uçağı çarptıran korsanların adları orada ölen dört bin kişiden önce yazılsın, çünkü onlar baş mağdurdur” dememiz de aklın gereği olarak vicdanlarda yer etmelidir.

Babam saçma sapan bir iş yapıldığında veya tutarsız konuşulduğunda “itin kavurga yediği” diyerek kızardı. Bu sözü çocukluğumdan bu yana o kadar çok şey için söyledim ki, bazen "bu ülkede akla uygun hiçbir iş yapılmaz mı" diye düşünüp karamsarlığa kapıldığım çok oldu.

İyimser değilim, Sivas’ta öldürülen dostlarımın, arkadaşlarımın ölüm yıldönümünde, hem de böyle bir haberden sonra nasıl iyimser olabilirim?

Bilge Karasu, Gece adlı romanında “gecenin işçileri” deyimini kullanır ve bu ülkede aralıksız olarak geceyi inşa edenlerin çalışmasını küçücük bir kavramla tanımlayıverir. O romanda çok az sayıda “gündüzcü” vardır ve elbette itilip kakılanlar onlardır.

İyimser değilim; içimde yaşını başını almış bir yazardan çok, delikanlılara yakışan isyan öfkesi var. İnsanlarını bu kadar kızdıran, öfkelendiren, onları ayıran, düşman belleyen bir yönetim anlayışıyla daha ne kadar yüz yüze kalacağım diyerek elim çenemde düşünüyorum ve annemin haksızlık karşısında yumruğunu göğsüne vurarak beddua edişi gözümün önünde canlanıyor.

Ben de yürekten ve içtenlikle beddua ediyorum:

Ey bu ülkenin gececileri, ey vicdansızlar güruhu, ey katille sarmaş dolaş olanlar çetesi, ey “katilin tetik çeken parmağı acımıştır” diyerek vahlanan vicdan gurmeleri, ey akıldan eserekliler! Dilerim adınız cehenneme verilir, yangınlar lanetlenirken adınız söylenir, tımarhanelere “baş deli” olarak plaketiniz çakılır, tuvalet duvarlarına yazı yazan tosunlar adınızı diline pelesenk eder ve dilerim bir yangında yanıp boğulacakken kurtulur, Sivas ölülerini hatırlayarak varlık bulursunuz!

0 yorum: