RUH FAŞİZMİ

Gürsel Korat

Daha önceleri “niyet faşizmi” olarak geldi.  İnsanların bir şey söylüyorsa bunun altında bir başka niyet olduğu önermesinden hareket ederdi. Ona göre y harfinin kuyruğunu biraz kıvrık yaparsanız bu komünizm propagandasıydı. Evinizde Larousse Ansiklopedisi varsa bunu “Rus tarifi” olarak okuyan, ansiklopedi içeriğiyle hiç uğraşmayan bir sorgucu olarak davranırdı. Soğuk Savaş yıllarındaki bu polis ve hakim tipine göre, filmlerde “Beraber çalışırız, paylaşır yeriz” dedin mi art niyetti, bu sözlerle komünizm propagandası yapmış olurdun.
Umberto Eco, ünlü “kök faşizm” adlı yazısında, faşizmin siyasal parti pratiklerini aşıp günlük yaşam pratiklerine dönüştüğünü ve daha tehlikeli hale geldiğini söylüyordu. Bu saptama faşizmin ideolojik olarak ruhlara sindiğini aklımıza düşüren bir ideoloji çözümlemesi sayılabilirdi.
Bu çözümlemenin çeşitlerini çoğaltmaya ne kadar ihtiyacımız var! Sağcılığın ve izansızlığın kalesi olan bu ülkede ruhlarımızı azap altında tutup inleten faşizmin destursuz ve fütursuz “fikir” sabuklamalarına bir bakın! Yargıdan önce yargılayan, sorgudan önce sorgulayan siyasetçi üslubu yüzünden, ruhları ele geçiren, vicdanla yer değiştiren ruh faşizmini günlük yaşamımızın sıradan bir hali olarak yaşayıp duruyoruz.
Soğuk Savaş yıllarında buzluğa konulup günümüzde çözülerek bakan yapıldığı anlaşılan İçişleri Bakanı’nın, balkabağı üslubuyla, sanatçıların artniyetlerini okuduğu konuşması, ruh faşizminin tescili sayılmalıdır. Ruh faşizmi, başkalarının niyetini ondan önce okumaktır; söylenmemiş sözü duymak, görülmemiş resmi görmek, bilinmeyen kitabı daha basılmadan yok etmektir. Ruh faşizmi meydanlarda kitap yakmak gibi amiyane işlerle uğraşmaz, yazarı düşünmeye eğilimli olduğu şeyi düşünmeye fırsat vermeden hapseder! Ruh faşizmi, yazılmamış kitabı yazma niyeti taşımakla suçladığı yazarı yargılar.
Ruh faşizmi içilmemiş içkinin sarhoşluğudur; ruh faşizmi okunmamış yazının bilgiçliğidir; ruh faşizmi, söylenmemiş şarkının sözlerini işiten ve tüyleri diken diken olan hastanın ermişliğidir. Bu “ermişliğe” tıp dilinde “ruh hastalığı” denir. İyi de bir ülke ruh hastalığına varan bir siyasal anlayışla idare ediliyorsa, buna siyaset biliminde ne ad verilir?