İNSANIN ÜÇ HALİ



Kendi varlığımızı “tek” olarak algılar ve onu öyle savunur, kollarız. Sosyolojik açıdan farklı statü ve roller içinde olabildiğimiz, psikolojik değişkenlerle iç içe olduğumuz bilgisi bile bu “teklik” algısını bozmaz. Üstelik bunun parçalanmasını “şizofreni” sayar, o hali bir güzel de aşağılarız.
Yalnız bu durum, insanın “çok parçalı bir bütün” olduğu gerçeğini değiştirmez. İnsan kendi başına a, çocuğuyla b, arkadaşıyla c olur.
Başkalarının “parçaları”nı daha rahat görürüz. Çünkü gizleneni anlamak, gizlemekten kolaydır.
İdeolojik ayrılıklar ise gözümüzün keskinliğini artırır: Adı “çok önemli kişi”ye çıkmış bir  Müslümanın yolsuzluktan veya çocuk istismarından hüküm giymesi durumunda, “Müslümanlar işte böyledir!” diyerek ortaya fırlamak, böyle yapan kişinin pürüzsüz bir bütün olduğu anlamına gelmez.
Genellikle ütopyaların peşinden gidenler, davaya inananların, yoldaşların veya müritlerin böyle bir kişilik bütünlüğü taşımasını hayal ederler. Militan Müslüman, radikal Hıristiyan, faşist veya proletarya diktatörlüğünü savunan solcu, ideal bir insan tasarlar ve onu tanımlanan kimliğe uygun davranışlar yapan kişi olarak yaşamaya zorlar. Dolayısıyla “büyük dava”ların, bütün insanları tek parçalı tasarladığını, öyle görmek istediğini, insandaki farklılığa tahammül edemediğini ve ondaki farklı eğilimleri şeytanlık sayıp taşladığını söylemek yanlış değildir.
Bir dost toplantısında kıymetli bir arkadaşım, “İnsanlara ütopyan nedir diye sormak istiyorum” deyince, bir çağrışımla olmalı, aklıma bu konu geldi ve ben ütopyayı geleceğe ait bir otorite inşası olarak gördüğüm için, insana baskı yapan bir gelecek tasarımı yapmaktansa “şu anda sen nesin?” sorusunu sormayı daha anlamlı bulduğumu söyledim. "İnsanın üç hali var" dedim ona: "Birincisi, bağlı olduğu akıl düzenidir. Bu düzen, hep ertelemeyi gerektiren superegodur, vicdandır. İkincisi fizik varlığın düzenidir. Tensel haldir ve hiç de büyük düşüncelerin peşinden gitmez. Hiçbir şeyi ertelemekten yana değildir; id’dir, eylem düzenidir, ahlâktır. Üçüncüsü ise alt benliktir: Hayaller, dürtüler ve bastırılmış geçmiştir." [1]
İnsan ne geçmişe ne de geleceğe gidebilir. Oysa hem geçmiş hem de gelecek şimdiki zamana çağrılabilir. “Şimdi” nasıl bir dünya kurduğuma, geçmişten beslenip beslenmediğime, geleceği adil bir tutkuyla isteyip istemediğime, yaptığım eylemlerin ahlaki ve vicdani boyutlarına bakmam mümkündür. Oysa bir insana “ütopyan nedir” diye sorarsam, onu değil öncelikle arkadaşlarıyla tasarladığı ideali sormuş olurum. Soru doğrudan bir insana, yalnızca bir kişiye sorulmalı, “şu andaki ahlaki tutumun nedir” dendiğinde, verdiği yanıta göre, bu kişi ahlak vicdan ve estetik açıdan tartılabilmelidir. 



[1] Kierkegaard’ın üç haline küçük bir itiraz: Kierkegaard varoluşsal durumu din merkezli olarak seçer ve sıralamayı en az önemliden en önemliye doğru şöyle yapar: Estetik, ahlaki, dinsel. Onun varlık tanımı şimdiyi erteleyip Tanrı’yı kucaklayan mutluluktur, benim bakışım ise Tanrı’yı dışlayıp geleceği ve geçmişi kavrayarak şimdiki zamanı kucaklayan mutluluktur. Bunun tek yolu ise estetiktir.

0 yorum: